şarkılar,
seni söyler,
dillerde name adın (x2)
hem huysuz, bir o kadar da tatlı olabilmek miydi harcı; yoksa dillerde name olmak mı?
kimse yalnızlığın tadına doyulmaz hazzını ondan iyi bilmiyor muydu? yalnız uyumanın, günlerce ağzını bıçak açmamasının, kendi gölgesiyle arkadaş olmanın, içinden durmaksızın şarkılar söylemenin -(?)istediği, şarkıların mı onu söylemesiydi- kaybettiklerini düşünmek mi, yahut sahiden kaybedip kaybetmediğini, geçmişi mi geleceği mi –ki geliyordu, önünü alamıyorduk- yaşamın büyük anlamını mı, yoksa anlamsızlığını mı, şarkı diyordu ki “en güzel günlerini, demek bensiz yaşadın” en güzel, günler.
ne kadar iyiye giderse, o kadar kötüye gitmesini yadırgamayacak kadar olağan hissetmek.
eski bir film, fon müziği genzini yakan cinsten, ve tabii olağan hissetmenin akıl almazlığı. kimsenin ağlamadığı mı yoksa anlamadığı sahneler miydi, güçlü hafızanın, bilinçaltının kötücüllüğü mü? ortada ellerinden kayıp gidecek ama bir o kadar da parmaklarını kitleyip boyundan aşağısını felç edecek kadar söylenmeyecek söz vardı.
belki biraz güneş. belki karanfil kokulu şarap. belki tesadüflerin acımasızlığı.
çünkü bazen tesadüfler öyle iyi hissettirmez. her yerde vardır. ‘bütün şarkılar, bütün kavgalar.’
koşup uzaklaşamadığı sürece huysuz, ve harcı olmadığı halde tatlı kadın’dı. olsundu.
dönüp okumadı.